Bir Yazar : Ece ÖZBAŞ

Sadece bir yazar ya da sadece bir editör olsaydı belki de hakkında bir şeyler yazmak daha kolay olurdu. Ancak Ece Özbaş sadece bir edebiyatçı, editör ya da sıradan bir yazar değil. Ece Özbaş ancak okuyarak, satır aralarına sizin için bıraktığı mesajlardan onu tanıyabileceğiniz özel bir yazar. Yine de; şayet henüz Ece Özbaş okumadıysanız, kendi cümleleri ile kendisini anlattığı bir söyleşi gerçekleştirdik. Eminiz ki, bu röportajdan sonra ilk işiniz "Sihrin Kovulmuş Melekleri"ni edinmek olacak. Keyifli okumalar...

Bir Yazar : Ece ÖZBAŞ

Ece Özbaş ismini birçok kişi Sihrin Kovulmuş Melekleri ile duydu. Ama Ece Özbaş aslında çok daha derin. Peki kimdir Ece Özbaş?

İnsan yolculuğu bitmez, bitmemeli. Benim de Ece yolculuğum bitmiyor. Kim olduğumu bilmiyorum, tanımlamak da istemiyorum sanırım. Bir gün hikayeler anlatırım, bir gün kitaplar yazarım, bir gün kitaplar okurum, bir gün yazarların elinden tutar yeni eserler yaratmasına yardımcı olurum. İnsan yolculuğu çeşitli isimlerin toplamı bence. Ece olmaktan hoşlanıyorum, ama her an vazgeçebilirim de. Tanımsızlık yolculuğunda büründüğüm her kılıftan çıkma deneyimi yaşama heveslisiyim. Beni “derin” diye tanımladığınız için çok teşekkür ederim. Derinliğimiz, tanımsızlığın yansıması olabilir ancak. Ben yazar olmayı çok seviyorum. Derinliği çoğaltıyor. Çünkü her yazdığım kitapla kana kana bilgi içiyorum. Bir cümlenin peşinde koşarken yüzlerce cümle okuyup çoğalıyorum. Sonra süzüyorum, kendi ruhumun titreşimini de katarak tek bir cümleye aktarıyorum.

Yazmak büyük bir tutku. Siz tutkunuzu nasıl keşfettiniz?

Ne doğru bir ifade: “Yazmak büyük bir tutku.” Ben önce okumayı ve masalları sevdim. Hikayelerin içinde kaybolmayı, yeni dünyaların içinde dolaşmayı sevdim. İlkokuldan itibaren iyi bir okuyucuyum. Kitapları büyüleyici buluyorum; hayatı anlamlı kılan bir yolculuk okumak. İlkokul dördüncü sınıftaydım. Yatılı bir okulun akşam etüdünde yemek sonrası, uykunun biraz öncesinde küçük bir deftere roman yazmaya başladım. Günlerce her akşam kafamda dolaşan satırları yazdım. Sonra romanıma bir isim buldum: "Küçük Kemancı" ve hüsran tabii...
Zaten bu isimde bir roman varmış. Benim küçük kemancı dağıldı gözümde ama okumaktan ve yazmaktan hiç vazgeçmedim. İyi bir izleyiciyim. Yalnız büyüyen çocukların genel halidir izlemek. Sokağa çıktığımda hemen her şeye dikkat ederim. Tabelaları okurum, gizli olmayan konuşmalara kayar kulağım ve hikayeler toplarım. Bazen de ansızın onlar gelir bana. Bir gün sabah vakti beni koşturarak yazdıran bir öyküm vardı ya da bir akşam iş dönüşü kalabalık bir otobüsün içinde zihnime çöken ve not defterine yazdığım hikayeler topladım. Ben kitapları keşfettikçe, kitaplar da beni keşfetmeye başladı diyebilirim.

"Sihrin Kovulmuş Melekleri" gerçekten büyülü bir eser. Muhteşem bir kurgu. Nasıl ortaya çıktı?

Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Ben de hikayeyi izlerken büyülendim. Her bir detay zihnimde yaşanırken heyecandan sus pus kesildim. Bir solukluk bekleyişlerde bile zihnime görüntüler aktı. Heyecanla bilgisayarın başına koştum. Harut ve Marut’a yaklaşık on beş sene önce İmam Gazali’nin kitabında rastladım. Araştırdıkça şaşkınlığım arttı. Kur’an’da, Mevlana’nın Mesnevi’sinde, Yunus Emre şiirinde görünce merakım katlandı. Senelerce araştırdım, ne kaynak bulduysam okudum. En son Sümerler'e vardı yolum. Öğrendiğim her bilgi kendimi yeniden doğurmama vesile oldu. Asurlar kalbimi çaldı ve Süryani geleneğiyle ilişkisiyle Ninva kendini gösterdi. Süryanilikle ilgili kaynaklar okumaya, dostlarla tanışmaya başladım ve kurgu yolunu kendi çizdi. Bir adım ben attım o üç adımla bana geldi. Mardin’e gitmekse yolumun en büyük ışıltılarından biri. Beni bir dost gibi karşıladı Mezopotamya. Ne yalan söyleyeyim bir Mardin'li kadar Mardin'li, Urfa'lı kadar Urfa'lı görüyorum kendimi.  Mardin’e indim ve hiç bilmediğimi düşündüğüm sokaklarda huzur buldum. Sarı binalar bana ruhumun ufuklarını gösterdi, indiğim ve çıktığım basamaklarla roman netleşti. Flu çizgiler koyulaştı. Kâh Süryani oldum, kâh Kürt, Kah Arap. Mezopotamya ruhu hücrelerime sindi adeta. Deyrulzafaran’da Süryani Metropoliti Saliba Özmen’in konukseverliği ve nezaketi ne kadar doğru bir hikayenin içinde olduğumu hatırlattı. Mor Gabriel’de Adem Coşkun’un rehberliği tüm sırlara erişmemi sağladı. Geçirdiğim her dakika bilgelik bereketiyle yoğruldu. Urfa bambaşka bir cennet. Göbeklitepe kendime yeniden bakmamı sağladı. Aynzeliha’da içtiğim mırralar ve yüzlerce kuşun sesi beni cennete götürdü. Tek başına çıktığım yolculuk öylesine dopdoluydu ki hiç tek başıma dolaştığımı düşünmedim. Halfeti de beni büyüledi, her görüntü, her koku, her ses romanın satırlarına aktı. Sanırım Sihrin Kovulmuş Melekleri beni yeniden kurguladı, ben sadece onların seslerini dinledim ve hikayeyi okurlara anlattım. 

Sıradaki roman için ne söyleyebilirsiniz? "Sihrin Kovulmuş Melekleri"ni saatler içinde bitiren okurlarınızı neler bekliyor?

Serinin ikinci kitabında Ninva, büyücülüğünü tamamlamak ve Cebrail için Mısır’a gidiyor. Bu kez Mısır Bilgeliğinin engin sularında yüzüyoruz. Thoth’un şefkati, bilgeliği ve yol göstericiliğiyle yol alıyoruz. Sürpriz tanışmalar yaşayacağız. Tanımadığımız hatta belki sinir olduğumuz karakterlerin gerçek dünyasına gireceğiz. Minicik bir ipucu, bu kitapta daha çok erkekler anlatılıyor zira Mısır zaten erk üzerine kurulu bir medeniyet. 
Mısır yolculuğu benim için aynı Mezopotamya gibi eşsiz bir yolculuk oldu, ama detaylarını şimdi paylaşmayacağım, çünkü yazıyorum. Serinin üçüncü kitabından önce belki araya Harut ve Marut’un Ninva ile sohbetlerini içeren ve kadim bilgeliği dair bilgileri aktarmaya çalışacağım. Yine bir kurgu içinde ilerleyen ara roman gelebilir. Çünkü babaanne Ninva’nın büyücüyken neler yaşadığını merak ediyoruz. Böylece ona bir ışık tutmuş oluruz. Üçüncü kitabın ipuçlarını yine ikinci kitapta hissettireceğim. Umarım okurlar da benim kadar mutlu olurlar her anında. Bilgi ve heyecan devam ediyor. 

Bu arada taze taze hal-i hazırda yayınlanan Deldelice...?

Evet, bu seri dışında Temmuz ayı başında yeni eserim "Deldelice" yayınlandı. Deldelice tamamen toplumsal gerçekçi diyebileceğimiz bir novella. Değişik bir kurgu üzerinden kadınların yaşamlarına küçük bir büyüteç tuttum diyebiliriz. Ama yine bir maceramız var. Umarım okuyanlar bu kurguyu da severler ve genel olarak kadının toplumdaki yerini bir kez daha düşünürler. Kadın toplumda nereye konulacağı bilinemeyen, şaşırılan, sinirlenilen bir obje olmak pozisyonunda tutuluyor. Benim genel vurgum insandır, ama dinlediğim gerçek hikayeler onların yazılmasını gerektiriyordu, ben de elimden geldiğince yazdım.

Siz aynı zamanda tutkunuz sayesinde başarılı bir de girişimcisiniz. Yazma tutkusu olan, genç girişimcilere nasıl bir yönlendirme yapmak istersiniz?

Düşünce ve yorumlarınıza minnettarım. Yazma tutkusu olan genç yazarlara her zaman en önemli tavsiyem okumalarıdır. Her kitap bir ufuk açar, her kitap boşluğumuzu doldurur, anlam arayışımızı yönlendirir, insan olma şaşkınlığımızı üzerimizden atmamızı sağlar. Yazma tutkusu olan genç ya da yaşlı her insan önce tutkuyla okumalı sonra bir yaprağın yere düşüşünü bile izlemeli. Her olaya ya da nesneye farklı şekillerde bakma pratiği yapmalı. Yazmak aslında prensiple oluşturulan bir eylemdir. Sadece tutku yetmez, emek vermek gerekir. Yazarın en büyük dostu disiplindir, hayallerimizi gerçeğe dönüştürme isteği eyleme geçirmekle mümkün olur. İlham perisi disiplinle çalışmayandan kaçar. Hayatın birçok anını iyi bir gözlem yaparak geçirirsek ilham perisi hemen yanımıza gelir ve kulağımıza fısıldar. Fısıldanılanı aktarmak için üşenmemek gerekir. Kısaca yazmaya aşk duymak ve onun peşinden gitmek şart.

 

Ece hanım, renkli, büyülü ve sıcacık dünyanıza bizi kabul ettiğiniz için çok teşekkürler.

Harika sorularınız için ben çok teşekkür ederim. Cevaplarken çok mutlu oldum. 


Ece Özbaş Biyografi

1973 doğumlu Ece Özbaş, 2002 yılında inceleme-araştırma alanında iki eserle yazarlık kariyerine başladı. 

Kariyeri boyunca birçok saygın ve ünlü yazarın editörlüğünü yapan Özbaş, İstanbul'un fethinin 550. yılı münasebetiyle İstanbul'da yaşayan 550 şair ve yazarın el yazısıyla hazırlanan; İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yayınlanan "Fethin 550. Yılında İstanbul Şairleri-Yazarları" adlı eserde de yer aldı.
2017 yılında yayımlanan "Sihrin Kovulmuş Melekleri" ile adından söz ettiren yazar, Temmuz ayında yayınlanan son romanı Deldelice ile okuyucalarını yine soluksuz bir maceraya sürüklüyor.

Ece Özbaş, 1992 yılından bu yana çeşitli gazete, dergi ve yayınevlerinde redaktör, editör ve yayın yönetmenliği görevlerinde bulunmaktadır.

Tepkiniz nedir?

like
4
dislike
0
love
3
funny
0
angry
0
sad
0
wow
2