Zeybek Sokak, Tammura ve bir Hatay Beyefendisi: Recep YILDIRIM

Recep Yıldırım... Tammura ile farklı ibadethanelerde dua eden, anneleriyle farklı dillerde konuşan Zeybek Sokak insanlarının kardeşlik hikâyesi ve yok olmaya yüz tutan çokkültürlü hayatın hatıralarını, sıcacık bir anlatımla bize sundu. Recep Yıldırım bu söyleşi ile, 3.baskıya ulaşan Zeybek Sokak'ın hikayelerinden hareketle bize Tammura'nın daha ötesinde bir kapı daha açtı. Gelenekselden beslenen yenilikçi bir dille adeta büyüleyici bir masala dönüşen 'Tammura' söyleşisi için keyifli okumalar diliyoruz...

Zeybek Sokak, Tammura ve bir Hatay Beyefendisi: Recep YILDIRIM

İçindeki harika öykülerle yüzlerimizi gülümseten "Tammura"... Peki ne demek tammura? 

TAMMURA; 'Tambura' şeklinde de söyleniyor. Pişirilmiş, topraktan yapılan kumbara
anlamına geliyor. Çocukluğumun en önemli objesidir. Çünkü çıraklık yapardık ve ilk haftalığımızın bir kısmıyla 'Tammura' alırdık. Kazandıklarımızı onda biriktirir, okullar açılacağı hafta onu kırar; ihtiyaçlarımızı karşılardık.
"Çocukluk bir yazarın kumbarasıdır. Onda ne biriktirdiysen ömür boyu onu harcarsın" deyişini çok gerçekçi bulurum. 'Tammura' kavramının benim için önemli olmasının gerekçesi de budur aynı zamanda.


Recep bey, siz hal-i hazırda bir edebiyatçısınız ancak yazmak çok başka bir tutku. Bu tutkunuz nasıl başladı?

Çocukluğumda keleme, kitaba sevdalıydım. Kısa öyküler, şiirler yazardım. Üniversitede Edebiyat bölümünü tercih ettim. Amacım 'Edebiyat Öğretmeni' olmak değil 'Edebiyatçı' olmaktı. Dergilerde çalıştım, ürünlerim bir çok dergide yayınlandı. "Yazmak benim için bir yaşama biçimi" türünden laflar edecek değilim. Ben 'Yaşarken yazan' bir yazarım. Bu durum benim gerçekle bağımı daha güçlü kılıyor.



Tammura'nın merkezi Zeybek Sokak. Sizin için ne ifade ediyor?

'Zeybek Sokak' gerçek bir sokak. Zeybek Sokak benim annem. Bilincimin, belleğimin (Tammuramın) oluştuğu, dolduğu mekan. Birden fazla dille "Günaydın" denilen, "İyi akşamlar" denilen; neredeyse her güne bir kültürün bayramının kutlandığı şenlikli bir mekan. Yoksulluğun ayıplanmadığı, tembelliğin, hırsızlığın, yalancılığın mestekreh bulunduğu bir mekan. Çocukların 'günah, haram' gibi kavramlar yerine 'Ayıp' kavramıyla terbiye edildiği bir mekan.


Tammura'da çok etkileyici, içimizi ısıtan hikayeler var. Hepsi yaşanmış, gerçek öyküler mi? Kurgu olanlar da var mı aralarında?

Ben bir öykücüyüm. Bu kitapta bir ruhu diriltmeye çalışıyorum. O nedenle öyküye anısal anlatım biçimi uygun gördüm. Gerçeklerden kopmadan, kurmacanın olanaklarını göz ardı etmeden metinler kurmaya çalıştım. 



Tammura tadında yeni bir kitap projeniz var mı?

Tammura'dan sonra  Tammura'yı aratmayan bir kitap yazmak zor. Ne var ki ben, günümüz sosyolojisini esas alan bir çalışmanın değerli olacağını düşünüyorum artık. Buradan hareketle yazdığım öyküler var. Bu öyküleri yakın zamanda yayımlamayı düşünüyorum. 



Hatay, yüzyıllardır medeniyetlerin buluştuğu, çok kültürlü yaşamın en güzel örneği olarak gösterilir. Sizin bakış açınızla bugün durum nedir? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hatay'ın renkleri biz içinde yaşayanlara göre giderek soluyor. Dışarıdan bakanlar içinse halâ ışıltılı. Dışarıya göç veriyoruz. Kültürümüze, çeşitliliğimize, düzeyimize uygun göç aldığımız ise söylenemez. Antakya Arkeoloji Müzesi'ne bakalım: Hatti, Luwi, Hitit, Roma, Bizans, Türk-İslam, Osmanlı eserleri ile dolu. Demek ki, bu kadar uygarlığa yurtluk yapmış bu topraklar ve doğaldır ki biz Hatay'lılar bu uygarlıkların çocuğuyuz. Bu, büyük bir gurur kaynağı. Birlikte yaşama kültürünün dünyadaki en güzel örneğiyiz. Bu kültürü her daim diri tutmalıyız.



Siz aynı zamanda bir eğitimcisiniz. Tammura'yı gençler neden okumalı?

Ben 1965 doğumluyum. Babam 1935, dedem 1892. Bizi birbirimize bağlayan ortak hikayelerimiz var. Bizim kök salmamızı, sağlam durmamızı sağladı bu hikayeler. Çocuklarımızın farklı hikayeleri var. Bize uzaklar. Değerler dünyamıza yabancılar. Bize yabancı bir köke sarılmışlar, oradan besleniyorlar. Asalaklıktır bu. Tehlikelidir. İlla benim 'Tammura'yı okusunlar demiyorum ama annelerinin, dedelerinin, babalarının anlattıklarıyla kendi 'Tammura'larını doldurmaya çalışsınlar. O zaman toplumsal barış gerçekleşir. Ödeşmeler insana yakışır biçimde sonuçlanır.


Bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz. Yeni eserlerinizi dört gözle bekliyor olacağız...


Tepkiniz nedir?

like
17
dislike
0
love
4
funny
1
angry
0
sad
0
wow
1